Sizdeki Değişiklikler:
Gebeliğin erken belirtileri olan sabah bulantıları, yorgunluk
şikayetleriniz ve düşük riski 2.trimestrde genellikle azalır.
Aynı zamanda ilk kez bebeğin hareketlerini hissetmeye
başlarsınız. Rahimdeki bu ilk kıpırtıları önce mide gurultusu
sanabilirsiniz, kelebek kıpırtısına benzetenler de vardır, bunun
gerçekte bebeğin hareketleri olduğunu anladığınızda kaydedin ve
kontrolde doktorunuza söyleyin, ama önce babayla paylaşın.
- Dışardan hamile gibi görünmeye başlayabilirsiniz.
- Plasenta şekillenmiştir ve hamileliğinizin sağlığı için hormon
üretmeye devam eder, salgılanan hormonlar ilerde daha kolay
doğum için kaslarınızı ve eklemlerinizi yumuşatır.
- Kabızlık şikayetiniz artabilir.
- Daha fazla terleyebilirsiniz.
- Rahminiz büyümektedir ve karı içindeki bağların gerilmesine
bağlı olarak ani kısa süreli sancılar hissedebilirsiniz.
- Yorgunluğunuz azalabilir.
- Hamileliğinizden hoşlanmaya başlıyorsunuz.
- Daha sık acıkabilir, belli yiyeceklere özellikle istek
duyabilirsiniz.
- İdrara gitme sıklığı azalır, idrar yolları enfeksiyonu riski
artabilir. Her gün en az 8 bardak su içmelisiniz.
- Dişeti kanamaları olabilir.
- Özellikle oturur yada yatarken aniden ayağa kalkmak gibi
durumlarda bazen baygınlık hissi yada başdönmesi olabilir.
- Beyaz vajina akıntısı olabilir.
- Ayak bileklerinde ve ayaklarda hafif şişme olabilir. Bazen
ellerde ve yüzde de şişme olabilir.
- Bacaklarda varisli damarlar ve basur olabilir.
- Karnınızın üstünde koyu bir çizgi görülebilir, doğumdan sonra
kaybolur.
- Çabuk öfkelenme, mizaç dalgalanmaları, kolay ağlama gibi
duygusal değişiklikler, dalgınlık yaşayabilirsiniz.
- Zaman zaman başağrıları olabilir.
Bebeğinizdeki Değişiklikler
- Bebeğinizin saçı, kaşları, kirpikleri, el ve ayak parmak
tırnakları, parmak izi şekillenir. Ses tellerine sahiptir, tad
duyusu gelişmeye ve başparmağını emmeye başlar.
- Kulakları, kolları, elleri, parmakları, bacakları, ayak ve
tırnakları tamamen şekillenmiştir.
- Işığa duyarlılık ve solunum öncüsü olarak hıçkırık
başlamıştır.
- Bebeğin gözleri yanlara değil, artık öne bakmaya başlar.
- Kalp dakikada 120-160 civarında atar.
- Kan direkt göbek kordonundan bebeğe gider.
- Bebeğinizin böbrekleri çalışmaya başlamıştır, amniyotik
sıvının dolaşımını yapar, bebek soluk alma ve verme
hareketleriyle amniyon sıvısını içine çeker.
- Bebeğin tüm organları oluşmuştur.
- Bebeğinizi saran sıvı 1 bardak civarındadır.
- Bebeğinizin iskeletinin çoğunluğu hala lastiğe benzer
kıkırdak yapısındadır ama sertleşerek kemikleşmeye başlar.
- Bebeğinizin gelişim hızı, boy ve kilosu hızla artmaya
başlar.
- Bebeğiniz 12-14 cm boyunda, yaklaşık 250 g ağırlığında, bir
avokado büyüklüğündedir.
Muayene ve laboratuar tetkikleri
- Kan basıncı ve kilonuz ölçülmeli.
- İdrar tetkiki yapılmalı.
- Ciddi doğum defektleri açısından alfa feto protein (AFP) vs.
düzeyi ölçülerek bebekle ilgili riskler araştırılmalıdır.
Amniyosentez denen yöntemle bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan
alınarak incelenir. Amniyosentez, 35 yaşın üstünde veya doğum
defekti öyküsü varsa yapılmalıdır, buna doktorunuzun karar
vermesi uygun olur.
- Varis oluşumu açısından bacakların muayenesi yapılmalı.
- Bebeğin kalp atışları muayene edilmeli.
- Fundusun yüksekliği ölçülmeli.
- Karın muayenesi ile rahminizin büyüklüğüne bakılmalı.
Üçlü test
Üçlü test tüm anne adaylarına 16.-18. gebelik haftaları
arasında önerilen bir kan testidir. Anne adayından alınan
kanda üç ayrı hormon ölçümü yapılır. Hormon ölçüm sonuçları,
anne adayının yaşı, kilosu, sigara kullanıp kullanmadığı gibi
değişkenler ve gebelik haftasıyla birlikte özel bir bilgisayar
programına girilerek işleme tabi tutulur. Bu işlem neticesinde
anne adayının bebeğinde Trisomi 21 (Down sendromu), Trisomi 18
ve nöral tüp defekti (NTD) varolma olasılığı belirlenir.
Hazırlanan üçlü test raporunda bu üç anormal durum için risk
ayrı ayrı belirtilir
Anne adayından uygun gebelik haftasında alınan kanda ölçülen
hormonlar gebelik testi bahsinden de tanıdığınız hCG (human
chorionic gonadotropin) hormonu, büyük kısmı bebeğin
karaciğerinden salgılanarak anne adayının kanına geçen AFP
(alfa fetoprotein) hormonu ve uE3 (konjuge olmayan estriol)
adlı hormondur. Bu hormonların anne adayı kanındaki değerleri
gebelik haftalarına göre önemli değişiklikler gösterir.
Üçlü testin geliştirilmesi aşamasında gebelik haftası kesin
olarak bilinen çok sayıda anne adayından alınan kanlarda bu üç
hormonun ölçümleri yapılmış ve normal değerler alt ve üst
sınır olarak belirlenmiştir. Bu normal değerler kolaylık ve
birimlerde eşitleme sağlama açısından MoM (multiple of median-ortalamanın
katları) olarak belirtilir. Ölçüm yapılan bu anne adaylarından
daha sonra Down sendromlu, Trizomi 18'li ve NTD'li doğum
yapanların hormon değerlerinde MoM değerinden sapma dereceleri
hesaplanarak, ne kadar sapmanın riski ne derece artırdığı
istatistiksel olarak belirlenmiş ve risk belirleme sistemi bir
bilgisayar programı yardımıyla otomatize edilmiştir.
Özet olarak; alınan kanda belirlenen MoM değerleri, yaş, kilo,
gebelik haftası gibi değişkenlerle birlikte bilgisayar
programına girilmekte ve bu program altyapısında bulunan
verilerle karşılaştırma yaparak normalden sapmanın derecesine
göre riski rakamsal olarak vermektedir.
Üçlü testte Down sendromu risk tahmini
Down sendromu (Trizomi 21) risk tahmini anne adayının yaşı,
kilosu ve üç hormon ölçümü kullanılarak yapılır. Down
sendromunda AFP ve uE3 gebelik haftasına göre olması
gerekenden düşük, HCG ise olması gerekenden yüksektir.
Bilgisayar programı bu üç hormonun gebelik haftası ve kiloya
göre normalden sapmalarını belirler ve yaşla birlikte anne
adayında Down sendromlu bebek taşıyor olma riskini belirler.
Burada da en önemli nokta testin yapıldığı anda gebelik
haftasının doğru belirlenmiş ve bilgisayara doğru girilmiş
olmasıdır.
Üçlü testin doğruluğu
Üçlü testin verdiği rakamlar nispeten geçerli rakamlardır.
Yukarıdaki özelliklere (yaş, kilo, hormon değerleri ve gebelik
haftası) sahip 37000 anne adayının bebeklerinin doğumu
hakkında bilgi sahibi olma imkanımız olsa, bunlardan birinin
Down sendromlu bebek doğurduğunu görebiliriz. Benzer şekilde
Down sendromlu bebek doğurma riski örneğin 1:230 olarak
belirlenmiş aynı özelliklere sahip 230 anne adayından birisi
Down sendromlu bebek doğuracaktır.
Unutulmaması gereken en önemli nokta üçlü testin tanı
koymadığı yanlızca tarama yaptığıdır. Tarama testlerinin amacı
belli bir hastalık açısından riski yüksek olan kişileri
belirlemek, yani bir hastalığın esas tanısını koyduracak
testin kimlere uygulanmasının gerekli olduğunu belirlemektir.
Dowwn sendromunun kesin tanısı amniosentez ile elde edilen
fetal hücrelerin kromozomlarının incelenmesiyle konur.
Amniosentezi her anne adayına uygulayamayacağımıza göre,
kimlere uygulamamız gerektiğini bilmeliyiz. İşte üçlü test
bunun ayrımını yapmada bize yardımcı olur.
Üçlü testin doğruluğunu kısıtlayıcı en büyük faktör bebeğin
gebelik haftasının yanlış değerlendirilmesi, kilonun hesaba
katılmaması ve çoğul gebelik olgularının gözardı edilmesidir.
Gebelik haftası belirlenirken anne adayının belirttiği son
adet tarihi ultrasonla mutlaka teyid edilmelidir.
Üçlü testte patoloji çıktığında ne olur?
Down sendromu riskinin yüksek çıkması:
Down sendromu riski 1:200 ve daha yüksek çıktığında (örneğin
1:180) genel olarak anne adayına amniosentez önerilir.
Amniosentez anne adayının karnına batırılan ince bir iğne
yardımıyla bebeğin amnios sıvısından belli bir miktar örnek
alınması demektir. Bu örnek daha sonra özel bir ortamda
bekletilerek içindeki bebeğe ait hücrelerin çoğalması
beklenir. Çoğalma belli bir aşamaya geldikten sonra hücrelerin
kromozom haritası çıkarılır. Bu kromozom haritasında Down
sendromunun varlığı ya da yokluğu, diğer bazı kromozom
anomalilerinin varlığı ya da yokluğu büyük bir hassasiyetle
belirlenir.
Üçlü test sonucuna göre amniosentez uygulanmasının tavsiye
edildiği rakam doktorlararası farklılıklar gösterebilir. Bazı
doktorlar 1:270 rakamından itibaren amniosentez önerirler.
Amniosentez uygulanması gereken ya da uygulanmasının
gerekmediği durumlar için ultrasonda bebekte Down sendromu
düşündürecek bulguların gözlenmesi ya da gözlenmemesi de
önemlidir.
NTD riskinin yüksek çıkması:
NTD riski AFP değeri gebelik haftasına göre yüksek çıktığında
yükselir. Bu durumda ilk yapılması gereken ayrıntılı ultrason
ile AFP'de yükselmeye neden olabilecek NTD dışı durumların
belirlenmesidir. Gebelik haftasının son adet tarihi ile
uyumsuz olması, çoğul gebelik gibi etkenler AFP yüksekliğini
açıklayabilir. Ya da NTD'nin ileri şekli olan ve yaşamla
bağdaşmayan anensefali (bebeğin beyin dokusunun olmaması)
saptanabilir. Bazı durumlarda gastroşizis ya da omfalosel gibi
karın duvarı defektleri AFP yüksekliğinin nedeni olabilir.
Bunlar yoksa yüksekliğin kaynağı olarak omurga kanalındaki
açık defektler (spina bifida) ayrıntılı bir şekilde taranır.
Açıklanamayan AFP yüksekliği durumunda bu sefer amniosentez
ile alınan amnios sıvısında AFP değeri belirlenir. Bu değer de
yüksekse ileri inceleme olarak amnios sıvısında
asetilkolinesteraz aktivitesi artışı aranır. Ayrıntılı
ultrasonda AFP yüksekliğine neden olabilecek patoloji %95
olasılıkla gözlenir.
Amniyosentez
Bebeklerin %2-4'ü çeşitli anomalilerle doğarlar. Bunların
oluşumunda genetik kusurların rolü çok büyüktür. Genetik
hastalıklar için kalıcı bir tedavi yöntemi henüz olmadığından
bu hastalıkların erken tanısı ve anne ve baba adayının
kararıyla bebek "kritik" sınıra ulaşmadan gebeliğin
sonlandırılması çok önemlidir. Bu amaca yönelik kullanılan çok
sayıda yöntem vardır ve anne adayında invaziv girişim
gerektiren prenatal (doğum öncesi) tanı yöntemleri arasında en
sık kullanılan yöntem amniosentezdir.
Amniosentez en sık ileri anne yaşı olan anne adaylarının
bebeklerinin kromozom anomalisi açısından değerlendirilmesinde
ve üçlütestte risk saptandığı durumlarda kesin tanı amacıyla
kullanılır.
Amniyosentez nedir?
Amniosentez (AS) anne adayının karın cildinden girilen bir
iğneyle uterusa ve buradan da bebeğin içinde yüzdüğü amnios
sıvısına ulaşılması ve buradan sıvı alınması işlemine verilen
isimdir. AS ağır polihidramnios (bebeğin sıvısının normalden
fazla olması) gibi durumlarda anne adayını rahatlatmak için
tedavi amaçlı kullanılabileceği gibi, bebekte kromozom
anomalisi araştırması, NTD (nöral tüp defekti) araştırması, ya
da bebeğin akciğer olgunlaşmasının araştırılması gibi
nedenlerle tanı amaçlı da kullanılabilir.
Hangi durumlarda uygulanır?
Günümüzde amniosentez en sık tanı amaçlı olarak
uygulanmaktadır. Bu uygulamalarla sitogenetik tanı (kromozom
anomalisi araştırması), bebeğe ait metabolik hastalıkların
tanısı, bebekte nöral tüp defektlerinin tanısı (amnios
sıvısında alfafetoprotein ve gerektiğinde asetilkolinesteraz
ölçümü), kan grubu uyuşmazlığında bebeğin etkilenme
derecesinin belirlenmesi (sıvıda delta OD450 adlı maddenin
ölçülmesi), bebeğin akciğerlerinin olgunlaşıp
olgunlaşmadığının belirlenmesi (amnios sıvısında L/S (Lesitin/Sfingomiyelin)
oranının ya da PG (fosfatidilgliserol) miktarının
belirlenmesi) ve daha bir çok durumun tanısı mümkündür.
Genetik biliminin gelişmesiyle günümüzde bebekte yanlızca
bariz kromozom anomalileri değil, tek gen kusurlarına bağlı
hastalıklar da tanınabilmektedir ve tanınabilen tek gen
hastalıklarının sayısı da giderek artmaktadır.
Amniosentez ne zaman uygulanır?
AS günümüzde en sık kromozom anomalisi ve diğer anomalilerin
tanısının konmasında uygulanır ve bu nedenle aşağıda bu yöntem
anlatılacaktır. Tedavi için yapılan uygulamaların teknik
açıdan tek farkı gebeliğin herhangi bir döneminde
uygulanabilmeleridir.
Tanı amaçlı AS genellikle 16.-18. gebelik haftaları arasında
uygulanır. Ancak son zamanlarda 15. gebelik haftasından önce
de amniosentez uygulanmaya başlanmıştır (erken amniosentez).
Tanı amaçlı AS'nin bu gebelik haftaları arasında
uygulanmasının ve daha ileri gebelik haftalarında uygun
olmamasının nedeni sonucun genetik laboratuarından genellikle
3-4 hafta gibi uzun bir süre içerisinde bildirilebilmesidir.
Zira alınan sıvı içinde bulunan fetusa ait az sayıda hücrenin
kültür yapılarak incelenebilecek sayıya ulaşması için bu zaman
gereklidir. Bu durumda laboratuardan genetik hastalık tanısı
geldiğinde gebelik de 3-4 hafta ilerlemiş olmaktadır.
Belirtilen gebelik haftalarında uygulanan AS'de bu durum
problem teşkil etmemekle beraber daha büyük haftalarda AS
yapıldığında ve genetik anomali belirlendiğinde gebeliğin
sonlandırılması hem tıbbi açıdan hem de kanuni açıdan çeşitli
problemler yaratabilmektedir. Bu yüzden daha ileri gebelik
haftalarında genetik tanı gerektiğinde 48 saatte sonuç veren
kordosentez (KS) tercih edilir.
Son zamanlarda doku ve hücre kültürü tekniklerinin gelişmesi
bu süreyi 1-2 haftaya kadar indirmiştir. Ancak bu laboratuar
donanımı henüz yaygın olmadığından AS için belirlenen sınırlar
halen geçerlidir.
AS nasıl uygulanır?
Anne adayına ayrıntılı bir ultrason yapıldıktan ve bebeğin
uterus içindeki haritası çıkarıldıktan sonra karın cildi
antiseptik maddeyle silinir. Ulltrason eşliğinde işleme uygun
incelikte iğne (genellikle spinal anestezide kullanılan iğneler
tercih edilir) karnın uygun bir yerinden girilerek uterusa ve
buradan da amnios sıvısının bulunduğu uterus boşluğuna ulaşılır.
Enjektör yardımıyla çekilen amnios sıvısının ilk 0.5
mililitrelik kısmı atılarak yeterli miktarda sıvı çekilir.
Tekrar bir ultrason değerlendirmesi yapıldıktan sonra iğne
yerinden çıkarılır ve işleme son verilir. Alınan amnios sıvısı
materyali oda sıcaklığında laboratuara teslim edilir.
Genetik amaçlı AS'de ortalama 20 mililitre sıvı alınır.(30ccye
kadar) Bu miktar 16. gebelik haftasında olan bir bebeğin toplam
amnios sıvısı miktarının %10'una tekabül eder. Bebeğin 3 saat
içerisinde bu alınan sıvıyı tümüyle yerine koyduğu tahmin
edilmektedir.
Amnios sıvısı bebeğin cilt, solunum sistemi, sindirim sistemi,
idrar boşaltım sisteminden dökülen hücrelerin olduğu bir
sıvıdır. Bu hücreler kültür ortamında çoğaltılarak sitogenetik
analiz (kromozom haritası), enzim ve DNA analizi için
kullanılır. Sıvının kendisi ise AFP ve asetilkolinesteraz (ACE)
gibi maddelerin ölçümü için kullanılır. ACE ölçümü özellikle
amnios sıvısında AFP yüksek bulunduğunda yüksekliği doğrulamak
için çok değerli bir yöntemdir.
AS'nin ne gibi riskleri vardır?
AS ilk geliştirildiği günlerde henüz ultrasonografi gibi hassas
görüntüleme yöntemleri olmadığından "körlemesine" uygulanmakta
ve çeşitli istenmeyen durumların oluşmasına neden olmaktaydı.
Günümüzde bu durumlar azalmış olmakla beraber her invaziv
(vücudun "bütünlüğünü" bozarak yapılan) işlemde olduğu gibi
çeşitli riskler söz konusu olabilmektedir.
İşlem yapılırken en sık oluşan istenmeyen durum iğnenin
girmesiyle amnios zarının uterusa bağlı olduğu yerden ayrılması
ve zarın iğnenin üstünde "çadırlaşarak" sıvının içine girmeye
müsaade etmemesidir. Tecrübeli bir operatör bu durumla
kolaylıkla başa çıkabilirken amnios zarının uterus duvarından
geniş bir alanda ayrılması durumunda işlemi 1-2 hafta sonrasına
ertelemek gerekebilir.
Ultrasonun olmadığı dönemlerde "körlemesine" yapılan AS
uygulamalarında enjektöre sıvı gelmemesi durumunda iğne yerinden
çıkarılıp başka bir yerden tekrar batırılmakta, yani bir işlemde
çok sayıda giriş yapma durumunda kalınmaktaydı. Çok sayıda giriş
bebeğin işleme bağlı ölme riskini artıran bir durumdur, ancak
günümüzde özellikle ikiden fazla giriş gerektiren durumlar ender
olarak görülmektedir.
Bebeğin işleme bağlı yaralanma riski de günümüzde rutin olarak
ultrason yardımıyla yapılan AS'lerde oldukça azalmıştır.
Ultrasonsuz dönemlerde bebeğin her türlü organında iğne batması
sonucu yaralanmalar oluşabilmekteyken, günümüzde bunların sayısı
çok azalmıştır. Meydana gelen yaralanmaların büyük kısmı bebeğin
cildine iğne batması gibi zararsız sayılabilecek
yaralanmalardır.
İşleme bağlı olarak annenin dolaşımına değişen miktarlarda kan
hücresi geçişi olmaktadır. Bu durum genellikle bir problem
yaratmaz. Ancak anne adayıyla baba adayı arasında Rh
uygunsuzluğu olduğu durumlarda bebeğin kan grubu da pozitifse
problem yaratabilir. Bu durumda daha önceden Rh pozitif bir kan
hücresiyle karşılaşmamış olan anne adayı savunma sistemi bu
hücrelere karşı antikor üretmeye başlar, yani sensitize olur
(duyarlılaşır). Bu, mevcut olan bir gebelikte bir problem
yaratmamasına karşın sonraki gebeliklerde anne adayı tekrar Rh
(+) kanla karşılaştığında daha önceden sensitize olup
hazırlandığı için çok daha hızlı tepki göstererek bebeğin kan
hücrelerinin parçalanmasına neden olabilir. Bu yüzden işlem
sonrası anne adayına bir doz Rh immunglobulin (Rhogam)
uygulanır. [Rh uygunsuzluğu]
Bebeğin işlem esnasında aniden ölmesi de nadir görülen bir
durumdur. Bunun işlemin bebekte yarattığı "stresin" nörolojik
yolla kalbin durmasına bağlı olduğu düşünülmektedir.
İşleme bağlı olarak amnios sıvısında enfeksiyon meydana gelme
riski de aseptik (steril, yani bakterilerden arındırılmış)
şartlar mevcut olduğunda ve kurallara uyulduğunda oldukça
düşüktür. Ancak ikinci trimesterde amnios sıvısının savunma
mekanizmaları henüz az gelişmiş olması nedeniyle enfeksiyonlar
ağır seyredebilir.
Genetik tanı amacıyla yapılan amniosentez sonrası yaklaşık %1-2
anne adayında "su gelmesi" şeklinde yakınmalar olmaktadır. Bu
durum genellikle 48 saat içinde kendiliğinden iyileşir.
AS uygulanan annne adayının enfeksiyon bulguları (ağrı, ateş,
akıntı gibi), kanama, su gelmesi gibi bulguları doktoruna
mutlaka haber vermesi gerekir. İstirahat mutlak zorunlu değildir
ancak bedeni zorlayan işler yapılmamalı ve cinsel ilişkiye 3 gün
ara verilmelidir.
Bebeğin işleme bağlı kaybedilme oranını belirlemek güçtür. Zira
bebeklerin bir kısmı AS uygulanmasa da başka nedenlere bağlı
olarak ölebilmektedir. Bu konuyu aydınlatmak için yapılan bir
çalışmada AS yapılmamış anne adaylarının bebeklerinin ölme oranı
%3, AS yapılan anne adaylarının ise %3.2 olduğu, yani AS'nin
bebeğin ölme riskini çok az artırdığı belirlenmiştir.
Amnios sıvısı embolisi (amnios sıvısının kana geçmesi ve akciğer
ana atardamarını tıkamasıyla meydana gelen çok ciddi bir durum)
gibi durumlar ise çok nadiren meydana gelebilir.
Çoğul gebeliklerde amniosentez mümkünmüdür?
Bir zamanlar çoğul gebeliklerde amniosentez uygulaması sakıncalı
olarak görülürken günümüzde artık böyle değildir.
Çoğul gebeliklerde bebeklerin ultrason ile ayrıntılı olarak üç
boyuttaki yerleri iyi bilinmeli ve sıvının iki (ya da daha çok
sayıda) bebekten ayrı ayrı alındığından emin olunmalıdır. Bu
amaçla ilk bebeğin AS işlemi tamamlandıktan sonra aynı iğneden
bu keseye bebeğe ve anne adayına zararı olmayan indigokarmen
adlı boya verilir. İkinci bebeğin amniosentezi yapılırken gelen
sıvının boyalı olması yanlış kesede olunduğuna işaret eder ve
yeni bir deneme yapılır. Gelen sıvının berrak olması durumunda
sıvının diğer bebekten alındığından kesinlikle emin olunur.
Monoamniotik (tek keseli) ikizlerde ise bu ayrım mümkün
olmadığından birbirinden oldukça uzak iki nokta seçilerek her
iki bebeğe ait hücreler elde edilmeye çalışılır.
AS sonuçları nasıl raporlanır?
Sitogenetik analizle bebeğin kromozomlarının sayısal anomalisi
olup olmadığı ve belirgin yapısal bozukluk olup olmadığı
belirlenir. (resimde hücrenin kromozomları, henüz haritalanma
yapılmadan önceki dağınık hallerinde görülmektedir.)
AS yapıldıktan sonra laboratuardan bebeğin kromozomlarının
normal olduğunu belirten ve cinsiyetinin de bildirildiği bir
rapor gelir (46 XX-kız bebek; 46 XY-erkek bebek gibi). "Normal"
olarak gelen bu rapor bebekte yapısal doğumsal anomaliler,
mikrodelesyon ve mikroduplikasyon gibi minimal kromozom
kusurlarını ve özel teknik gerektiren frajil X sendromu gibi
hastalıkların olmadığını gösteremez.
Yukarıda kromozom haritası sonrası erkek bir bebeğin 46XY
şeklindeki kromozomları görülmektedir.
Tek gen hastalıklarının tayini için özel bir teknik
kullanılmamışsa, kromozomların mikrodelesyon ya da duplikasyon
gibi nadir görülen anormalliklerini belirlemek için özel bir
teknik kullanılmamışsa, AFP ya da ACE gibi maddeler
ölçülmemişse, enzim tayini yapılmamışsa gelen bilgiler yanlızca
yukarıdaki gibi olur. Frajil X sendromu (erkek çocuklarında
önemli bir zeka geriliği nedeni olan bir kromozom anomalisi) da
ancak özel kültürlerde gözlenebilir.
Bebekte bir kromozom anomalisi belirlenmişse laboratuar bu
durumu bildiren bir rapor hazırlar (Trizomi 21 (Down sendromu);
45 X0-Turner sendromu gibi).
Laboratuar rutin sitogenetik analiz dışında özel bir inceleme
gerektiren durumlar için önceden haberdar edildiğinde bu özel
teknikleri uygulayarak sonuç bildirir. Özel teknik kullanılacak
durumların ise anne ve baba adayında belli bir hastalık için
risk faktörlerinin varlığına bağlıdır ve AS uygulayan doktor
tarafından laboratuara özel istek olarak bildirilir.
AS sonuçları güvenlimidir?
Normal çıkan bir kromozom analizinin hatalı olma payı çok çok
düşüktür.
Anormal bir durum oluştuğunda gerekli görüldüğünde KS (kordosentez)
gibi bir yöntemle bu sefer bebekten kan örneği alınarak anormal
durumun doğrulanması gerekebilir.
Tanıda problem yaratanlar kromozomlarda inversiyon,
translokasyon, ya da mozaik gibi anormal durumlardır. Bunlar
saptandığında doğacak bebeğin bundan nasıl etkileneceğinin
önceden belirlenmesi mümkün olmayabilir. Anne ve baba
adaylarından birinde aynı tip bozukluk varsa ve normalse,
bebekleri de büyük olasılıkla normal olacaktır.