Kimi zaman kendimiz de farkına
varmadan çocuklarımızın cinsel yaşantımızı karıştırmasına yol
açarız. Bu konuyu durup doğru dürüst düşünmezsek cinsel
yaşantımızdaki kısıtlanmayı sözüm ona mantıklı birtakım
sebeplere bağlayabiliriz: "Çok yoruluyoruz. Çocukları yedir,
yıka, yatır, ortalığa çekidüzen ver, derken başka bir şey
yapacak halimiz kalmıyor."
Ne var ki bu da gene çocukları bir tür siper olarak
kullanmaktır. Cinsel yaşantımızı gölgeleyen sorunları kendi
kendimize ya da eşimizle çözümleyeceğimiz yerde çocukların
ardına saklanmaktayız. Çeşitli duygusal nedenlerle cinsel
ilişkiden kaçınmaya dayanak arandığında "çocuklar" oldukça uygun
bahane yaratır.
Çocukların cinselliğe siper olarak kullanıldığı çok daha
karmaşık bir başka durum da, çocukların duygusal olarak karı ya
da kocanın yerine konmasıdır: "Oğlumla ben birbirimize öyle
yakınız ki! Kocamla aramdaki yakınlıktan çok daha ileri bir şey.
Benim her şeyim o."
İnsanın kendi çocuklarını eşinin yerine koyup, onu her şeyi
yapmasının ardında yatan gerçek hayal, eşin yerine ana ya da
babamızın konmasıdır. Böylece cinsel ilişkiden kaçınma isteğini
oluşturan duygusal nedenler sağlanmış olur.
Evlilikte çocuk eşe yeğlendi mi, eş doğal olarak buna kızar,
gücenir. Karı koca arasındaki çekişme ve çatışmalar giderek
yoğunlaşır. Çocuk da arada kaldığı için elbet ruhsal ve duygusal
yönden sağlıklı yetişemez. Eşlerden biri öbüründen kaçınmak için
ya da ikisi de birbirlerinden uzak durmak için çocuğu
kullanmaktadırlar. Yuvadaki geçimsizlik ve mutsuzluk artar.
Bu tür sorunlarımız olduğunu düşünüyorsak yapılacak en iyi iş
bir uzmana başvurmaktır. Böyle bir uzmana başvurulsa da
başvurulmasa da yapılacak en iyi iş, daha önce de belirttiğimiz
gibi, eşlerin birbirleriyle konuşarak birbirlerinin duygularını
paylaşmalarıdır:
"Lütfen hayatım, birbirimize hatırlatalım. Sorunlarımızı
konuşmak; tartışmak; gerekirse kavga etmek için birbirimize
zaman ayırmalıyız."
"Ama çocuklar bizi duyar."
"Bu hiç önemli değil. Çocuklar da ana babanın insan olduğunu;
onların tartışıp kavga edebileceğini; ama sonra anlaşıp yine
birbirlerini sevebileceğini bilmeli."
"Herhalde evliliğimizin bütün ayrıntılarını, çocukların yanında
tartışmayı düşünmüyorsun?"
"Haklısın. Onlara, birbirimize çok kızdığımızı ve içimizi
boşaltmak istediğimizi, bizi biraz yalnız bırakmalarını
söyleyebiliriz."
Çocuklar bu tür duyguları anlamaya hazırdırlar. Konuştukça
birbirimizi anne-baba rolünde oynattığımızı birbirimizden ana
veya babamızdan istediğimiz şeyleri istediğimizi fark
edebiliriz. Sonra kendimize şunu sorabiliriz. "Bu benim
istediğim şeyler gerçekçi mi acaba?"
Bu arada çocuklarımızın da birtakım eğilimlerinin ayırdında
olmalıyız. Kız çocuklar çoğunlukla babaya, oğullar anaya düşkün
olabilirler. Ya da herhangi bir nedenle çocuk ana babanın
birinden birine daha bir yakınlık duyabilir. Hep onunla birlikte
olmak isteyip ötekini dışlamak eğilimine kapılabilir.
Çocuğumuzun bu gibi huylarını daha başlangıçta mimleyip
törpülemek bizim görevimizdir. Ama tatlılık ve sevgiyle.
"Hadi bakalım, kızım, sen arkaya! Biliyorsun benim yanımdaki yer
annenin. Senin yerin arabanın arka kanepesi." "Oğlum, anneni çok
sevdiğini biliyorum ama sofra başında fısıldaşmak yasak! Zaten
söylediklerini hepimiz duymak istiyoruz!"
Çocuğun bu masum, doğal (ve geçici) eğilimini birçok ana
babanın, düzeltmek şöyle dursun, tersine kışkırttıklarına,
eşleriyle kendi aralarındaki çatışmada silah niyetine
kullandıklarına yazık ki tanık oluyoruz. Çocuklarını nasıl bir
duygusal dengesizliğe ittiklerini ve çocuğun bu dengesizlikten
belki de ömür boyu kurtulamayacağını bilmezler mi dersiniz?
Çoğumuz için en büyük sorunlardan biri çocuklarımız, evlerimiz
ve cinsel yaşantımız. Çağımızda hemen hepimiz dar apartman
dairelerinde, ince duvarlı odalarda yaşadığımız için
çocuklarımızın görüp duymayacağı, bilip anlamayacağı biçimde
sevişebilmek gerçek bir sorundur.
Birçok çocuk, ister istemez ana babalarının sevişmelerini duyar,
ama genellikle hiçbir şey söylemez. Kaygı ve meraklarını içine
bastırır. Bazen de korkulu bir rüya gördüklerini sanarak, "Babam
annemin, annem de babamın canını yakıyordu," diyerek bize
açılabilirler.
Ana babanın cinsel ilişki sırasında çıkardığı sesleri duyan her
çocuk korkuya kapılır. Bunu böylece bilip dikkate almamız gerek.
Duyduklarını sanıyorsak konuyu biz açıp onları rahatlatmaya
çalışmalıyız. Cinsellik konusundaki başka sorunlar gibi bu
soruyu da çocuklarımız kendileri sorsunlar diye beklersek hiç
sormayabilirler. Sormanın yasak olduğu izlenimine kapılarak
tedirgin olurlar. Bizimle konuşamadıklarını arkadaşlarıyla
konuşarak kafalarını yalan yanlış şeylerle doldurmaları da
çabası.
Çocuğa, "Dün gece bizim odamızdan sesler duydun, sanıyorum,"
diye giriş yapabilirsiniz. Bu ona kendi düşünce ve tahminleri
konusunda açılıp konuşma fırsatı verecektir. Ama konuşsa da
konuşmasa da sizin için bundan sonraki adım, ona bu konuda
açıklama yapmaktır. Bunun da dünyanın en zor işi olduğunu
belirtmeye gerek yok!